25 Ekim 2010 Pazartesi

close that door

şimdi geleceğim
kapını çalacağım
açacaksın
diyeceğim ki
'hiç'
kapı aralığında nasıl göründüğüne bakmayacağım
kapının ardına
kirpik sıklığındaki nehir ıslağına
mevsimlerin senden alıp götürdüklerine
yüzünden geçen yıllara
bakmayacağım
ardımı dönüp gideceğim hiçten sonra
sen öyle kapı aralığında...
yeşil kadife bir koltuk hayal edeceğim
bir tuluma sarılıp çıkacak karşıma hayal ettiğim kadife,
tuluma sarılı kadifeye sarılı
yeşil gözlü bir çocuk
hayal etmediğim
seyredeceğim
gülümseyişinden taşan kelimeler
yere dökülecek
gülümseyeceğim
yan bakacağım hayata
'dalga mı geçiyorsun'
demeyeceğim
Allah'tan korkacağım
istanbul'dayım diyecek
istanbul oluşunu umursamak istemediğim
ses etmeyeceğim
'hoş...sefa'
demeyeceğim
yalan söylemeyeceğim
sonra sonbahar olacak
sonra kış
muhakkak sarı yapraklar
kuvvetle muhtemel yağmurlar
ve umulur ki kar
yılların içinden geçeceğim
yıllar içimden geçecek

'altın saçlı bir çocuğun saçlarını kirpiklerinden ayırır gibi'


12 Ekim 2010 Salı

Eternal Scars


Julie dedi ki; ebedi izler taşırız hayatta. Geçmeyecek izler. Ancak bu, onlardan ibaret olduğumuz ve bizi sınırladıkları anlamına gelmez. Tıpkı; onların ötesine geçebilmemizin, yok oldukları anlamına gelmediği gibi...
Julie dedi ki; hayatımıza aldığımız her insanla, bir problemler setine sahip oluruz. Başka insan, başka set problemler anlamına gelir sadece. Mesele insanı problemler üzerinden tanımlamamak ve ilişkiye yatırım yapmaktan vazgeçmemektir.
Julie dedi ki; ruh eşi mefhumu is bullshit.

Eternal Scars'ı aldım ve "olamadığımız o insanın yasını tutma"nın yanına koydum. Savaşmak kalmadı.

Pür dedi ki; sen romantiksin galiba.
Mum dedi ki; yapılacak ne güzel şeyler var hayatta.
Pür dedi ki; taşıdığımız korkuları ve o korkuların karşısında kendimizi nereye koyduğumuzu merak ediyorum.
Mum dedi ki; kendini tanırsın, kaçma. Neyi istemediğini öğrenmek de pek ala kokainik bir deneyim olabilir.

Ben gülümsedim.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Never Shall You Be Apart


I, stand humbly, and openly before my God, my family and my friends to publicly declare my love, devotion and commitment to you.

As soon as we shared our first conversation, I knew that I couldn't wait until the next one. In just a few words, you showed yourself to be kind, gentle and just as beautiful on the inside as God made you on the outside.

I promised your father that I would never stop striving to be worthy of the calling of your husband, and now, as you honor me with binding your life to mine, I promise you before God and these witnesses that I will guard that calling with my life. I will cherish your comfort and well being; I will revere your companionship. I will covet only you, and forsake all others. Regardless of good fortune or adversity, I will delight in you unconditionally from this day forward, until death parts us.


I, of sound mind and faith, rest assuredly in your pledge to love, cherish and commit only to me in front of God and these witnesses.

From our very first meeting, I was enamored by your confidence and your flawless kindness. I am honored to be bound in spirit to a man of such character, strength and integrity, and I will make it my life's purpose to be more than just a wife to you. I will be your encouragement in times of peace and strife, I will be your anchor in times of turmoil; I will be your joy in dark times and light.

I promise to be your help-mate and your constant supporter. I promise to stand by your side and put my trust in you and the decisions you make for our family. I promise to be faithful and give myself wholly to you. I promise to love you without reservation and without condition. I promise to be open and honest with you, and to cherish you for all of the days of my life.


Those, whom God have joined together, let no man put asunder.

9 Ekim 2010 Cumartesi

medet


acımadı ki
!



3 Ekim 2010 Pazar

siyah beyaz

eskiden ne kolaydı. seni iterdi, düşerdin, çamur olurdu eteğin, incinirdi gururun, ondan ömrün boyunca nefret ederdin. 'kötü' olurdu o. kötülerle işin olmazdı ki zaten senin. sen de onu ittiysen can havliyle, hak etmişti zaten. kötüler hak ederdi. bir daha da konuşmazdınız. iyiler kötülerle konuşmazdı. diz dediğin de öyle durup durup kanamazdı. yaraların dahi insafı vardı eskiden, yakanı bırakırlardı.

2 Ekim 2010 Cumartesi

mourning

katil bile olsa oğlu, bağrına basar ya anne... içimde bir yer, öyle.

21 Eylül 2010 Salı

terrified


saklansak

içimizin kuytularında
en bilmedik anlarından ömrümüzün
devşirilmiş kaygılar

'taşıyabilecek misin sen o bardağı?'

saklansak

ya beterden de beter,
ya en beter
ve sonra biraz daha beter olursa'lı yankılar
sussa

'kanazabilecek misin sen o sınavı?'

mümkünün ötesinden felaketler fısıldayan yanı zihnimizin
yorgun düşse karamsarlıktan
uyanılmaz uykulara yatsa

'doldurabilecek misin sen o ismin altını?'

önce el ele tutuşmuş
ve sonra kendi merkezine doğru kıvrılan bir burgu olmuş
ve en son 'olmaz'dan ve 'yetmez'den örülü bir kurgu olmuş
ne varsa içimizde...

saklansak.


ya da desek ki


ne, korktuğum kadar kötü oldu şimdiye kadar?
neyi gözüme kestirdim de altından kalmadım?
kolayı ve sakini ve tehlikesizi ararken ne buldum?
ben olurken yol boyu birikenleri şimdi mi unuttum?
dokunuşumla solgun perdeleri dökülen hayatlar boyu minnet yollanmışken yoluma,
şimdi ne oldu da yetmez oldum?



dese insan ve sonra...
...vira bismillah

2 Eylül 2010 Perşembe

bir potansiyel bir potansiyel

Ummuştum ki, yazmadığım ay olmaz. Kendimi tanımıyormuş gibi... Ummanın tanıma hali.

Şimdi Eylül. Şimdi yağmur, rüzgar. Şimdi en sevdiğim mevsim.

Beynimin bir "yazmaya değenler" kriteri var ki... İşimi hiç kolaylaştırmıyor.
Yetmezmiş gibi "söylemeye değenler" - "yaşamaya değenler" gibi kriterleri de var... Ki... 100 yıl sonra kimse tarafından alıntılanmayacak bir söze çıkıyor yolları.

"Çok acayip harika bir şeyler yapabilirdim hayatta ama tam olmaz diye, hiçbir şey yapmadım."

peki.

27 Haziran 2010 Pazar

Zaman hep dar. Ben hep atıl.


Sulamadığım çiçeklerim var. Ölmelerinden çok korkuyorum. Birgün boş saksılara bakıp ağlamaktan... Zamanı geri istemekten... Zaman benimken yapmadıklarımın pişmanlığını taşımaktan...
Kendimden nefret etmekten...

Zaman hep dar. Ben hep az.

19 Haziran 2010 Cumartesi

16 Haziran 2010 Çarşamba

Al Kil Hö


Şimdi... Müziğin insan ruhu üzerindeki etkileri ve ruhun gıdalığı üzerine döktürmek de mümkün tabi ama... Çekemeyeceğim döktürmelerimi. Kısaca, that bleach-blond girl olmasaydı, ki biz ona kısaca bitch blond girl de diyebiliriz, sahip olabileceği hayata ve hayal müstakbeli kayınvalidesinin please, can you make some beautiful babies ricası üzerine dünyaya gelecek Tom ve Japonya doğumlu Susan'a hasta oldum. Bir de tabi, that bleach-blond girl'ün estetik ameliyatlarını ödeyecek full of money model Brandon var. O ayrı... Soko. I'll Kill Her


14 Haziran 2010 Pazartesi

eleştirmen kişilikler enstitüsü


fark ettim ki, bir insanın başkalarına yaptığı eleştirilerden, o kişinin kendisiyle ilişkisine dair enteresan bilgilere sahip olunabilir. dışarıdan gözümüze batanının muhtemelen içimize batan bir karşılığı var.

yeniden inanmak için


XVII

I do not love you as if you were salt-rose, or topaz,

or the arrow of carnations the fire shoots off.

I love you as certain dark things are to be loved,

in secret, between the shadow and the soul.

I love you as the plant that never blooms

but carries in itself the light of hidden flowers;

thanks to your love a certain solid fragrance,

risen from the earth, lives darkly in my body.

I love you without knowing how, or when, or from where.

I love you straightforwardly, without complexities or pride;

so I love you because I know no other way

than this: where I does not exist, nor you,

so close that your hand on my chest is my hand,

so close that your eyes close as I fall asleep.


Pablo Neruda

10 Haziran 2010 Perşembe

bir artı bir



hazirandan kalma bir gece
geceden kalma bir düş
düşten kalma bir bulut
buluttan kalma bir damla
damladan kalma bir dünya
olsam...

o haziran gecesi toprakları ıslayan bir çisil yağmur olsam...

o çisil yağmura toprak...

o toprağa bahar...

o bahara aşk...

o aşka kurban...

o kurbana ismail..

o ismail'e zemzem...

o zemzeme pınar...

o pınara menevşe...

o menevşeye kök...

o köke cansuyu...

o cansuyuna can...

v.yaka

stephan

9 Haziran 2010 Çarşamba

rüya görmek tehlikeli ve yasaktır



ne güzel bir yalansın. inanmak istiyorum sana. geçmiş inanmışlıklarım olmasa, kanardım. kanamış olmasaydım vaktiyle, ilk sana kanardım. dünyanın merkeziyim. 23°27' benim eserim. hayat güzel. yeşil daha yeşil. mavi daha deniz. gök daha bulut sanırdım. güldüğünde sen, yer üstünde acı çeken kimse kalmıyor. inanırdım.

bir evin, bir köşesinde, bir kadın. iki kolunu sarmış bedenine. iki büklüm. kendini bir arada tutmaya çalışır gibi. ağlamıyor. artık. hiç. üzülmek. olmuyor.iki kanadını birden açtığı pencerelerde, rüzgar olup saçlarından geçiyor sabahlar. çivit mavisi panjurların gölgesi patiskalar üzerine ne güzel de vuruyor. ateş üstünde çaydanlık. ateş kırmızı. dudaklarda buhar oluyor ıslıklar. dudaklar kırmızı. masa etrafında dört sandalye. masa kare. iki tabak. beyaz. yuvarlak. kapı eşiğine yaslı 'günaydın'. taze yıkanmış yüz. serin, ferah, huzur. emniyet. iki el, kendini kollarıyla sardığı yerde. kendisinin olmayan iki el. kulağında fısıltı, boynunda nefes; 'iyi uyudun mu?' 'uyudum' diyen gülümseyiş. emniyete bırakılan beden.

iyi uyudum... öyle iyi uyudum ki, bir rüya gördüm. geri döneceğini bildiğim akşamlara uğurluyormuşum seni. kapının aralığında gözlerim. korkmuyorlarmış. bilmek varmış. geleceğini bilmek. bilmenin yüzünü kara çıkartmıyormuşsun. inanmak ahmaklık değilmiş.

sonra uyandım. kollarımı etrafıma sardım. uzadı ve kısaldı gölgeler. ben aynı kaldım.