14 Kasım 2010 Pazar

I promise you...me

.

The Civil Wars diyor ki;


I don't love you but I always will

Your mouth is poison, your mouth is wine

I don't have a choice but I still choose you

Your hands can heal, your hands can bruise


Ve dün bir kadın dedi ki;


'15 years ago, I made a choice. And I keep making it every day.'





The Civil Wars - Poison & Wine

4 Kasım 2010 Perşembe

sen yoktun, ben hayal kurdum


önünde karşılıklı oturduğumuz bahçe kapısının iki kanadını açsak
iki yana
kocaman
rüzgar uçursa tülleri
kadife yeşili koltuklar gerçekten kadife olsa
bir yana tarandığında koyu
bir yana tarandığında açık
kucağımızda laptoplar
sehpa üzerinde iki kupa
birinde çay
birinde ıhlamur
birinde kahve
birinde zencefil
ister misin desen
ben sebze içmem
off ya!
gülümsesem
türküler mırıldansa hoparlörler
aklımıza estikçe eşlik ettiğimiz
değiştikçe kulak kabarttığımız
sıradaki?
susasam ben ve sen bana su getirsen
çünkü iyi kalpli olsan
ben bize tulumba tatlısı alsam
sen bir tanecik yesen
aslında sana almış gibi yapıp gayet bana aldığımı bilir bilir gülümsesen
yazsan sonra sen
ilk ben okusam
sonra ben yazsam
sonra sen okusan
sonra konuşsak
sonra sussak
sonra daha çok gece olsa
sonra yağmur yağsa
sonra kapatsak ışıkları
karanlığı içeri alsak
kendimizden saklanmasak
çiçekler olsa vazomuzda
minik beyaz
minik pembe
minik mor
minik mavi çiçekler
kokmasalar ama güzel görünseler
bir kare masamız olsa
dört sandalye
o iki sandalyeyi ne yapacaksak
ayaklarımızı uzatsak
şımarık yemekler yesek
ayaklarını uyuz çift sayılı sandalyelere uzatan
şımarık yemekler
makarna haşlasak mesela
sos yapıp üzerine
adına yemek desek
bol ayran
turşu bir de
doya doya su
beyaz örtüler üzerinde
olmadık şeyler anlatsak iki çatal arasında
kuş gördüm uçtu bugün
kedi gördüm nankördü
karşıdan karşıya geçerken

yeşil adamın yürümesini bekledim

kırmızı adam kalbimi kırıyor
hayat sanki onu daha çok yoruyor
ve eğer susacaksak
bir şeyler bilen bir susku olsa sustuklarımız
ve sonra
öylesine de susabilsek
hiçbir zıkkım bilmeyen susmalarla
ve susadığımızda
bir bardak su getirenimiz olsa
yastığımızı düzeltenimiz
üzerimize bir örtü örtenimiz
uyular mırıldananımız olsa
sonra sabahlar
sonra aydınlıklar
sonra erken adım telaşlar
sonra gün
sonra gece
birinin ötekinden farkı bilinse
ve sonra sen artık konuşsan
23 bağlanırken 24'e
sen artık konuşsan
ve ben sussam
ve susabilsem ben
senin konuşabilmeni beklemeden

3 Kasım 2010 Çarşamba

H2O


2 hidrojen 1 oksijen bir araya gelmiş ama su olmamış gibi.
öyle tuhaf...tatsız...bilime aykırı...öyle göklerin şaştığı bir şey gibi.

30 Ekim 2010 Cumartesi

denizde kararti var drama days, sen ne dersin?

şöyle bir güzel kırasım, dökesim, bir de dönüp kırıkları tekmeleyesim var. öyle öfke.

reddediyorum bu hüzünleri. dönüp dönüp 70'leri moda yapmanın alemi yok.


çünkü;


25 Ekim 2010 Pazartesi

close that door

şimdi geleceğim
kapını çalacağım
açacaksın
diyeceğim ki
'hiç'
kapı aralığında nasıl göründüğüne bakmayacağım
kapının ardına
kirpik sıklığındaki nehir ıslağına
mevsimlerin senden alıp götürdüklerine
yüzünden geçen yıllara
bakmayacağım
ardımı dönüp gideceğim hiçten sonra
sen öyle kapı aralığında...
yeşil kadife bir koltuk hayal edeceğim
bir tuluma sarılıp çıkacak karşıma hayal ettiğim kadife,
tuluma sarılı kadifeye sarılı
yeşil gözlü bir çocuk
hayal etmediğim
seyredeceğim
gülümseyişinden taşan kelimeler
yere dökülecek
gülümseyeceğim
yan bakacağım hayata
'dalga mı geçiyorsun'
demeyeceğim
Allah'tan korkacağım
istanbul'dayım diyecek
istanbul oluşunu umursamak istemediğim
ses etmeyeceğim
'hoş...sefa'
demeyeceğim
yalan söylemeyeceğim
sonra sonbahar olacak
sonra kış
muhakkak sarı yapraklar
kuvvetle muhtemel yağmurlar
ve umulur ki kar
yılların içinden geçeceğim
yıllar içimden geçecek

'altın saçlı bir çocuğun saçlarını kirpiklerinden ayırır gibi'


12 Ekim 2010 Salı

Eternal Scars


Julie dedi ki; ebedi izler taşırız hayatta. Geçmeyecek izler. Ancak bu, onlardan ibaret olduğumuz ve bizi sınırladıkları anlamına gelmez. Tıpkı; onların ötesine geçebilmemizin, yok oldukları anlamına gelmediği gibi...
Julie dedi ki; hayatımıza aldığımız her insanla, bir problemler setine sahip oluruz. Başka insan, başka set problemler anlamına gelir sadece. Mesele insanı problemler üzerinden tanımlamamak ve ilişkiye yatırım yapmaktan vazgeçmemektir.
Julie dedi ki; ruh eşi mefhumu is bullshit.

Eternal Scars'ı aldım ve "olamadığımız o insanın yasını tutma"nın yanına koydum. Savaşmak kalmadı.

Pür dedi ki; sen romantiksin galiba.
Mum dedi ki; yapılacak ne güzel şeyler var hayatta.
Pür dedi ki; taşıdığımız korkuları ve o korkuların karşısında kendimizi nereye koyduğumuzu merak ediyorum.
Mum dedi ki; kendini tanırsın, kaçma. Neyi istemediğini öğrenmek de pek ala kokainik bir deneyim olabilir.

Ben gülümsedim.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Never Shall You Be Apart


I, stand humbly, and openly before my God, my family and my friends to publicly declare my love, devotion and commitment to you.

As soon as we shared our first conversation, I knew that I couldn't wait until the next one. In just a few words, you showed yourself to be kind, gentle and just as beautiful on the inside as God made you on the outside.

I promised your father that I would never stop striving to be worthy of the calling of your husband, and now, as you honor me with binding your life to mine, I promise you before God and these witnesses that I will guard that calling with my life. I will cherish your comfort and well being; I will revere your companionship. I will covet only you, and forsake all others. Regardless of good fortune or adversity, I will delight in you unconditionally from this day forward, until death parts us.


I, of sound mind and faith, rest assuredly in your pledge to love, cherish and commit only to me in front of God and these witnesses.

From our very first meeting, I was enamored by your confidence and your flawless kindness. I am honored to be bound in spirit to a man of such character, strength and integrity, and I will make it my life's purpose to be more than just a wife to you. I will be your encouragement in times of peace and strife, I will be your anchor in times of turmoil; I will be your joy in dark times and light.

I promise to be your help-mate and your constant supporter. I promise to stand by your side and put my trust in you and the decisions you make for our family. I promise to be faithful and give myself wholly to you. I promise to love you without reservation and without condition. I promise to be open and honest with you, and to cherish you for all of the days of my life.


Those, whom God have joined together, let no man put asunder.

9 Ekim 2010 Cumartesi

medet


acımadı ki
!



3 Ekim 2010 Pazar

siyah beyaz

eskiden ne kolaydı. seni iterdi, düşerdin, çamur olurdu eteğin, incinirdi gururun, ondan ömrün boyunca nefret ederdin. 'kötü' olurdu o. kötülerle işin olmazdı ki zaten senin. sen de onu ittiysen can havliyle, hak etmişti zaten. kötüler hak ederdi. bir daha da konuşmazdınız. iyiler kötülerle konuşmazdı. diz dediğin de öyle durup durup kanamazdı. yaraların dahi insafı vardı eskiden, yakanı bırakırlardı.

2 Ekim 2010 Cumartesi

mourning

katil bile olsa oğlu, bağrına basar ya anne... içimde bir yer, öyle.

21 Eylül 2010 Salı

terrified


saklansak

içimizin kuytularında
en bilmedik anlarından ömrümüzün
devşirilmiş kaygılar

'taşıyabilecek misin sen o bardağı?'

saklansak

ya beterden de beter,
ya en beter
ve sonra biraz daha beter olursa'lı yankılar
sussa

'kanazabilecek misin sen o sınavı?'

mümkünün ötesinden felaketler fısıldayan yanı zihnimizin
yorgun düşse karamsarlıktan
uyanılmaz uykulara yatsa

'doldurabilecek misin sen o ismin altını?'

önce el ele tutuşmuş
ve sonra kendi merkezine doğru kıvrılan bir burgu olmuş
ve en son 'olmaz'dan ve 'yetmez'den örülü bir kurgu olmuş
ne varsa içimizde...

saklansak.


ya da desek ki


ne, korktuğum kadar kötü oldu şimdiye kadar?
neyi gözüme kestirdim de altından kalmadım?
kolayı ve sakini ve tehlikesizi ararken ne buldum?
ben olurken yol boyu birikenleri şimdi mi unuttum?
dokunuşumla solgun perdeleri dökülen hayatlar boyu minnet yollanmışken yoluma,
şimdi ne oldu da yetmez oldum?



dese insan ve sonra...
...vira bismillah

2 Eylül 2010 Perşembe

bir potansiyel bir potansiyel

Ummuştum ki, yazmadığım ay olmaz. Kendimi tanımıyormuş gibi... Ummanın tanıma hali.

Şimdi Eylül. Şimdi yağmur, rüzgar. Şimdi en sevdiğim mevsim.

Beynimin bir "yazmaya değenler" kriteri var ki... İşimi hiç kolaylaştırmıyor.
Yetmezmiş gibi "söylemeye değenler" - "yaşamaya değenler" gibi kriterleri de var... Ki... 100 yıl sonra kimse tarafından alıntılanmayacak bir söze çıkıyor yolları.

"Çok acayip harika bir şeyler yapabilirdim hayatta ama tam olmaz diye, hiçbir şey yapmadım."

peki.

27 Haziran 2010 Pazar

Zaman hep dar. Ben hep atıl.


Sulamadığım çiçeklerim var. Ölmelerinden çok korkuyorum. Birgün boş saksılara bakıp ağlamaktan... Zamanı geri istemekten... Zaman benimken yapmadıklarımın pişmanlığını taşımaktan...
Kendimden nefret etmekten...

Zaman hep dar. Ben hep az.

19 Haziran 2010 Cumartesi

16 Haziran 2010 Çarşamba

Al Kil Hö


Şimdi... Müziğin insan ruhu üzerindeki etkileri ve ruhun gıdalığı üzerine döktürmek de mümkün tabi ama... Çekemeyeceğim döktürmelerimi. Kısaca, that bleach-blond girl olmasaydı, ki biz ona kısaca bitch blond girl de diyebiliriz, sahip olabileceği hayata ve hayal müstakbeli kayınvalidesinin please, can you make some beautiful babies ricası üzerine dünyaya gelecek Tom ve Japonya doğumlu Susan'a hasta oldum. Bir de tabi, that bleach-blond girl'ün estetik ameliyatlarını ödeyecek full of money model Brandon var. O ayrı... Soko. I'll Kill Her