28 Nisan 2012 Cumartesi

Baskasini ovme bicimi olarak kendini yerme

Hic bilinmez niye yapar insan bunu. Yapar ama. Belki de ya hep, ya hic dusunme bicimi buraya tasiyor bizi. Biri daha mahirse bir seyleri yapmada, ona hep olmak duser. E kaldi mi geriye hic? Sanki bolunmez, bukulmez bir sey gibi meziyet. Duruyor oyle ortada, bir tane. Nezaketten birbirimize ikram ediyoruz, Yok, sensin...Aa..olur mu oyle sey, sensin. Tabi butun bunlar soylenirken bir de enteresan durum olabilir, karsindakinin seninle hemfikir olmasi. Hakikatten de hicsin miirim, durumu. Yok canim ben beklemiyorum oyle ovgu filan desek de, yalanlanmazsa ortaya attigimiz hipotez, cok bi fena bozuluyoruz.

Icimde bir sey kizdi bana gecen, biriyle ilgili iyi bir sey soyleyeyim derken kendimi harcadim. Hem de bozuk para gibi. Zarifti muhattabim, hemfikir olmadi. Da... ben niye ortaya kendimi yok sayan bir fikir attim, onu bilemedim.

"Allasen sen otur abi, ben zaten cikiyordum."


20 Nisan 2012 Cuma

güm güm güm atma şöyle

Kiskanclik, aralik kalmis bir pencere gibi. 'Cok dusme ustune, şimarmasin, gosterme sevgini oyle cok'lar ulkesinde, tam kapatilmamis bir perde. Diyor ki kiskanclik, benim ol sen...baskasinin olma fikrinin dahi mumkun olmadigi bir olmakla benim ol. Var olmak yeniden anlamlansin. Saklanmiyor. Hesaplamiyor. O ikiyse ben üç olmayayim, demiyor. Oyle bir tutku çikartiyor ki gogsunden; korkmuyor, durmuyor, uslanmiyor. Bir usul ofkesi var. Tutmazsan tutusacak. Tutarsan kizil ates. Benim benim benim, diyor. Ne zaman gorsem benzer sahneleri, hep kocaman kocaman gulumsuyorum, Ayse Ali'yi seeeviiiyoo, Ali Ayse'ye ööölüüüyoo. Cunku kiskanclik, olmaya calisitigindan cikarip oldugun yapiyor seni, şak diye!


19 Nisan 2012 Perşembe

pencerede beklesem daha cabuk gelir misin

dedi ki; öptüm, sardım, kokladım.
burnumun ucunda tüttü. 
sızladım, sızladım.



15 Nisan 2012 Pazar

siradaki sarki hayatimizdan gecen tum ayilara gelsin

Adı Aliş'ti. Pembeydi. Ayıydı. Onyüzbinmilyon baloncuk yutan kızların demiydi o zamanlar. Her gece ona sarılıp uyurdum. Yumuşaktı. Eğer doğru açıda durursam, gözlerime bakan simsiyah gözleri vardı. Pembe tüylü kollarının ucunda avuçlarını temsil eden beyaz kumaş parçaları... Ben bırakmadıkça, bırakmazdı elimi. Tutardım beyazından, anlatır da anlatırdım. "Sonra Aliş, ogretmen bana sen soyle dedi.... e tabi Aliş ben de kalktim dedim ki..." Geceleri annem beni örterdi, ben onu. Uykuya dalmadan hemen önce bir daha sıkıca sarılır, tüylü alnından öperdim. Sabah uyanmış olurdu o benden önce. "Günaydın Aliş, iyi uyudun mu?" Birgün okuldan döndüğümde iki kulağından camasir ipine asilmis halde buldum onu. Annem dedi ki "Kirlenmişti. Bak tertemiz oldu." Hiç de bile kirlenmemişti. Ama bizde, kirliye temize annem karar verirdi. Kirlense de güzeldi oysa. Alis'ti o. Benimdi. Yikandiktan sonra tüyleri bir tuhaf olmuştu. Azalmadi sevgim ama. Bir kere sevdim mi bir daha vazgecmemeye programlanmistim. Yine öperdim alnından aksatmadan, yine örterdim sıkı sıkı. Lakin sonra, kader ayirdi bizi. Daha dogrusu, annem ayirdi. Ayılara meyli olur diye mi korktu bilmem, birgün eve geldiğimde Alis yoktu. Ona ne yaptigini bana hic soylemedi. Ters tepti ama bu mudahale. Fazlaca meylim oldu ayilara. Her ayida onu aradim. Her ayi biraz Alis'ti ama hicbiri tam anlamiyla o olmadi.

Unutulmadın Aliş!


13 Nisan 2012 Cuma

do not paralyze me

Biri heyecanlanir, mutludur, bir sey beklemektedir, yurumektedir bir seye dogru, kipir kipirdir, guler gozlerinin ici...sevinirsin.

Bir yol vardir yolu maviye cikan, onunden gecmis ama uzerinde yurumemissindir hic, gidip maviye bakarsin, yetmez boyun, kaldirimin kenarina cikar parmak uclarina basarsin, yuzune yuzune vurur ruzgar, mavidir, guzeldir...sevinirsin.

Kalem alirsin bir tane, sonra kagitlar secersin, oturup kelimeler dizersin sonra kagitlar uzerine, uzaktir, yarendir, candir, kelimelerini elinde tuttugu gunu hayal edersin, yuzunde bir gulumseyis vardir dusunde, neye ne kadar guler bilirsin...sevinirsin.

Nisan'dir sonra. Bahardir filan. Henuz cokca ruzgar, bolca masaldir. Iyidir, hostur, haller icinden bir haldir. Gelir, guler, guldurur. Hafiflersin.

V.yaka was here.


11 Nisan 2012 Çarşamba

Taste it.


"Bir tadina bak, ne olacak?" diyorsun da iste mesele ol. Olmayacagindan muzdaribim ben sahsen. Indir o chopstickleri, kirmayayim...kalbini.


6 Nisan 2012 Cuma

atesle yaklasmayiniz...


...ya da yaklasiniz. tutusuruz boyle beraber, oh ne guzel. eglence olur.  


1 Nisan 2012 Pazar

arabalar balkabagi


Ikinci kez elektra kompleksi yasiyorum. 
Farkli baglamda tabi...baglamina yandigim. 
Kadehi siseyi kirarim bugun.



31 Mart 2012 Cumartesi

cicek gibi tazecik kiymetli bitanecik

Unlu Turk dusunuru Tarkan'in da dedigi gibi aci bilerler sur dilime, dudaklarimahaaa.

Hicbir yere gitmesi beklenen bir yazi olmasin bu, rica ediyorum. Siz orada oyle butun isiklari kapatip yatinca benim burada canim sikiliyor. Ya yollara vuruyorum kendimi, kelimeden elbiseler biciyorum sokaklara... Ya da iste boyle. Kuzu kuzu kuzu kuzu... Siz uyuyorsunuz ama Tarkan benimle. Ya... Ne deli, ne divane, biliyor sonunu. Gururunu atese verdi, yakti da geldi. Tovbeler etti. Ki kendisi yeri geldiginde el ustunde tutmus, yeri geldiginde dizi ustunde uyutmus, kalbinin saraylarinda yasatmis bir insandir. Evet... Deliler ulkesinden notlar bunlar, zira yandan bakinca sinir askerlerini gorebiliyorum.

Neyse ne... Uyumayin o zaman hep birlikte. Oynamayin fabrika ayarlarimla. Sonra hup oluyorum. A'acayip oluyorum. Baskasi olmuyorum, kendim oluyorum. Hepsi benim oluyor. Teller birbirine degiyor.

Pek tabi ki satirlarimin sonuna gelirken, bu kimi spekulatif kalpler kadar temiz sayfayi tamamen ziyan etmeden, topluma yararli bir mesaj vererek bitirmek isterim kelimelerimi. Biri uyuyunca ne yapmiyoruz? Ses yapmiyoruz. Shhhhh!

Bu da vijuil ogrenen guzel insanlar icin. 




Butun bu baglama kismini su fotografi koyacagim diye yaptigimi soyleyenler varmis, don't! 
Bazi seyleri icinizde tutmayi ogrenin. Gul doktum yollariniza, hadi iyi geceler.

30 Mart 2012 Cuma

yakilmaz da bu

Simdi, sevgili hayat;

Olmuyor boyle. Susleyip pusleyip burnumun ucunda sallandirmalar, yaldizlari dokup yuzume sacmalar... Sonra da ramak kala... Alamaz ki...Alamaz ki... Hayda!!! Cekip alayim derken elimde kalacak, kalmisken de benim olacak... o. Ben dedim diye olmayacak tabi de, bozusacagiz sonra. Nicin boyle yapoorsun hayat?

Simdi soyle ki iki gozum, zannetme ki minnettar degilim. Pek uzun bir uykunun ardindan mahmur mahmur gerinirsin ya gunese karsi. Silsen silinmez, sorsan soylemez bir gulus yerlesir yuzune. Yazdir. Ruzgardir. Gunun ilk isigidir. Seyirdir, sefadir. Anladin sen onu hayat. Oyle iste...Neyse, uzatmayalim. Sen git bir cay koy da icelim. Oh, kendimizden gecelim.



You are so pretty, be mine.

Komik insan ne çok hafifletiyor kendisini de çevresindekileri de. 
Ayak bileklerinize sarılan serin yaz akşamı rüzgarı gibi. Oh...

.

Bir de... Şimdi ben bir tango olsam, eteklerim uçuşsun, saçlarımın ucu yere değsin isterdim. Oyle.



25 Mart 2012 Pazar

gece acar aksamsefalari


Sokaklar seslendi, ben ses verdim. Gel dediler, iki etmedim.

Yurudugum sokaklar boyu evler. Birbirlerine benzemiyorlar. Renkleri, buyuklukleri, hissettirdikleri benzemiyor birbirlerine. Ben de gecerken onlerinden, hikayeler yaziyorum onlara. Iclerinde yasayan insanlara, onlerine park edilmis arabalara dair. Ben ne dersem o oluyorlar o an icin. Bir deklansor sesi geliyor ve sonra karanlik yutuyor sokagi.

Hayal dunyamda isler soyle cereyan ediyor:

Bahcelerdeki basket potalari o evde cocuklarin da yasadigina delalet ediyor. Buyuk ihtimalle erkek cocuklar. Kiriksa eger pota, buyumus o cocuklar. Universite icin ayrilmislar evden. Ya da baska mesgaleler bulmus liseli genclere donusmusler.

Iki araba park etmisse garajin onune, bir cift yasiyor o evde. Yan yana itina ile park edilmis arabalar hosuma gidiyor en cok. Iki araba gordum dun, ayni koselerine ayni amblem yapistirilmisti. Bir seyleri birlikte protesto eden, bir seylere birlikte inanan, bir seyler icin yan yana duran bir cift yasadigini dusundum o evde.

Bazi kapilarin onunde dort - bes araba var. 16 yasini gecmis cocuklar yasiyor o evlerde anne ve babalarin yani sira. Belki bir, belki iki tane. Bazi evlerin onunde sadece bir araba var ama o evde de insanlar yalniz yasamiyorlar. Henuz isten gelmemisler, o kadar. Evde yok ile hic yok arasinda bir fark var ve benim hikayemde insanlar sadece evde yoklar.

Kocaman agaclar var kimi evlerin bahcelerinde. (Ve ben fark ettim ki, kocaman agaclar olsun istiyorum evimin bahcesinde.) Kimilerinde ise cicekli, neseli, bodur agaclar. Kimileri dokmus ciceklerini eteklerine, kimileri yeni takmis dallarinin bitimine.

Digerlerinden daha bir ozenle duzenlenmis kimi evlerin bahceleri. Posta kutusu bahcenin bitiminde kimilerinin, kapi esiginde digerlerinin. Bazi avlular kocaman, iki yana acilmis kollar gibi duruyorlar. Kimi evlerin verandasinda ucuk pembe sandalyeler var. Uclarina takilmis daha da ucuk pembe kurdeleler ruzgarda ucusuyorlar. Iste o evlerde, eslerini ucusan pembelerin otesinde sevebilen kocalar yasiyorlar.

Kimi bahceler isiklarla, minik heykelciklerle suslenmisler. Meryem anayla yedi cuceler yan yana duruyorlar. Icinde yasadiklarini kendilerinin kilmayi seven insanlar, kucuk beyaz tavsan heykelinin onunden gecip ise gidiyorlar.

Tum isiklari yaniyor kimi evlerin. Onlerinde sadece bir araba var. Diyorum ki ben, bu evin icinde hareket eden biri var. Odadan odaya gecen; bir seyleri yerlestiren, duzenleyen biri. Muhtemelen televizyon acik icerideki odada. Nerede olursa olsun duyuyor sesini. Basini salliyor gunun haberlerine. Hemen yanindaki evde salondaki abajur yaniyor sadece. O evin insanlari yorgun oluyor. Ve muhtemelen o evin sadece bir insani oluyor. Ayaklarini uzatmis. Yari oturmus, yari uzanmis. Basi kanepenin arkasina yasli. Yakinlarinda bir yerde bir kitap. Yarisi yere sarkmis battaniye. Aciksa bile kisik televizyonun sesi. Belki sadece derinden bir muzik duyuluyor. Uyumuyorsa bile o ev, uyuyor olmayi dusluyor.

Kimi kapi onlerinde pusetler var. Uc tekerlekli bisiklet. Cimenlerin arasinda duran top. Yariya sonmus cocuk havuzu. O evler ben gencim diyorlar. Bir suru pencereden bir suru isik saciyorlar sokaga. Perdeleri acik kimi evlerin. Perdeleri yok kimi pencerelerin. Duvarinda gulkurusu havlu asili bir banyonun onunden geciyoum. Belli belirsiz yanan duvar lambasi ancak kendisini aydinlatiyor. Ayak ucunda katlanmis mavi yorganlar olan bir yatak var yandaki odada. Iki yastik basucunda. Tezgahi duzenli bir mutfak sonra. Firinin uzerindeki minik spot lambalar surahinin icindeki suya satasiyorlar. Mutfak masasinin ortasinda ici meyve dolu bir kase var. Lavabonun kenarinda bir bardak. Yarisi icilmis icindeki suyun. Yarisi ziyana ramak.

Baska bir sehirde baska bir hayali kurarken baska bir hayati yurumek gercegimi sasirtiyor. Bazi evlerin tasliklari, posta kutularindaki mektuplari kolumun altina alip zili calmak istememe sebep oluyor. Merhaba demek istiyorum. Ben buralarda yeniyim de, tanisabilir miyiz?Siz bana bu trabzanlari kim boyadi, o gun yagmur var miydi, ruzgar gulunu buraya asan kim, onca baska renk varken lacivert-pembe-mor'u secen kim...anlatin, ben de size adimi soyleyeyim. Ne zaman kirildi ikinci basamagin tahtasi? Kimse takilip canini yakti mi? Tamir etmeyi oneren oldu mu, peki?Siz mi istemediniz, vakit mi elvermedi? Biraz sut alirim kahveme, evet, bir kasik da seker lutfen. Yok kurabiye istemem. Kitaplariniza bakabilir miyim? Fotograflardaki kisilerin isimlerini ogrenebilir miyim? Baska isik acmaniza gerek yok, guzel boyle yari aydinlik. Isterse saklanir, isterse gorunur insan. Secim yapmak guzel. Kirmizi zarftaki mektup size mi geldi yoksa siz gondermistiniz de geri mi geldi? Niye istemiyor artik kelimelerinizi? O dinlerken soylemeyi ihmal ettiniz de, kagitlar mi ucurdunuz arkasindan o kapiyi cekip gidince? Bu kapi miydi o cekilip gidilen? Yoksa ona bakmaya dayanamadiniz da yeni bir kapi mi aldiniz kendinize? Baska kapilari var mi onun da simdi? Acaba o da hala ikinizin kapisini ozler mi? Belki lacivert-mor-pembe bir ruzgargulu takmistir yeni kapisinin kenarina da. Ruzgar estikce renkler donsun, her sey en nihayetinde size donsun istiyordur. Belki daha cok kirmizi zarf hak ediyordur. Mavi de gonderin. Gok rengi umut tasir. Sonra yesil, sari, turuncu. Vazgecmedim, desin renkler ona. Renklere guvenin. Ikinci basamagi da tamir ettirin. Bileginizi incitirsiniz, Allah korusun. Incinmis kalplere agir gelir incinen bilekler. Kahve icin tesekkurler. Ben yine gelirim. Bu sefer soz, adimdan baska seyler de soylerim. 

22 Mart 2012 Perşembe

crush


Simdi bahar ya... Kirazlar cicek, agaclar renk renk ya... Gelmek istiyor ask. Deli misin, diyorum. Delisin, diyorum. Duruyoruz.

11 Mart 2012 Pazar

Yalniz yola cikma, usursun.























...

Kapilara yaslanmamalari gerektigini yolculara siklikla hatirlatan bir anons var trende. Hangi istasyona yaklasildigini soyluyor, o istasyonda trenin hangi yanindaki kapilarin acilacagina dair bilgi veriyor. Mavi Hat'la yolculuk yaptiklari icin yolculara tesekkur ediyor. Sonrasi metalik bir sessizlik. Anonsun tekrarlariyla dogan tanidiklik hissini rahatlatici buluyorum. Bildigi ne varsa unutmus birinin, bir donmedolabi seyre dalip donmek neydi, hatirlamasi gibi.

Yolculugun bir noktasinda, elinde valiz olmayan tek kisi kaliyorum vagonda. Tasimadigim bir valiz beni sehrin en yalniz insani yapiyor. Valizi olanlar evlerine giderken, olmayanlar emanet bir anahtari avuclarina bastirarak havaalanina iki durak kala trenden iniyorlar. Sonrasi gece.

...

Sevdigim herkesin uyudugu saatler bana huzun veriyor. Koyulasiyor yalnizligim. Kucucuk kaliyorum. Herkesin boyu benden uzun oluyor, herkesin omuzlari daha genis.

Insanlarin yuzlerindeki monotonlugu imrendirici buluyorum. Gevsemis yuz kaslari demek monotonluk. Benim gozlerim kocaman. Surekli bir savas ya da kac tetikteligi. Icinde korku tasiyan insanlara dair bir sey ogrendim. Diger insanlarin gozlerine bakamiyorlar. Kose bucak gozlerim. Pencesinden kurtulamadigi bir uzuntuyle kusatilmis insanlara dair de bir sey ogrendim. Baskalarinin omuzlarindan dokulen o hafiflik duygusunu sinir bozucu buluyorlar.

Bir kadin var karsimda. Iki ucunda ayni caddenin, yesil isigin yanmasini bekliyoruz. Kirmizi bir el durmamizi soyluyor. Ipisik gulumsuyor kadin. Icimde bir tebessum tutusturmaya calisiyorum gulusunden. Kablosuz bir tatmin baglantisi varmis da, baglanabilirmisin gibi. Sifreyi bilmiyorum. Olmuyor.

...

Yuzunde 'no bullshitting' ifadesi tasiyan bir polis var tren bekledigim istasyonda. Gidip gidip yakininda durdugumu fark ediyorum. Butunlesin eksik kalan yanini icimin, birikeyim diye mi?

Sokakta yururken gordugum bazi insanlarin pesine takilip yurumek istiyorum. Yakinlarinda olmak. Durakta birlikte bekledigimiz, etrafindan dolasip "Kiss 'n' Ride" tabelasinin fotografini cektigim adamin otobusu benimkinden once geliyor. Ve o binip gidiyor..Kiriliyor kalbim. Koyulasmis camlardan zar zor seciyorum yuzunu, bana bakmiyor.

...

Buz pateni yapan insanlari seyrediyorum uzun uzun. Biri yakinlarda dusse de heyecanlansak istiyorum bir an. Incelse icimdeki bu katran. Sonra kiziyorum kendime, dilenecek sey mi? Ben ayirirken dilenecekleri dilenmeyeceklerden, uzakdogulu bir cocuk takiliyor gozume. Herkes bir an birakirsa kaymayi, gulumseyecegim diyecek olsa, patenleri buza saplayabilecek bir gulumseyisi var. Bedeni ne yaptigini gayet iyi bilirken, gozleri kibirden uzak. Zor gorunen hareketleri tekrarlayarak ogretiyor yanindaki kiza ne yapmasi gerektigini. Dusersen tutarim, dusmezsen basarmanin keyfi senin diyen elleri iki yaninda kizin. O elleri seyretmek bana iyi geliyor.

...

Bugun ben yurudum. Inandim. Umut ettim. Kose bucak gozlerimi sehri kesfe cikardim. Sonra uyku saati geldi uzaklar otesindeki evimde, herkes kapatti gozlerini, ben yalniz kaldim.


10 Mart 2012 Cumartesi